12 Mart 1921 tarihinde TBMM´de yapılan oylama sonucunda Mehmet Akif´in şiiri, İstiklal Marşı olarak kabul edilmiştir. Mehmet Akif Ersoy, verilen 500 liralık ödülü “Ben bu şiiri para için yazmadım.” diyerek Türk ordusuna bağışlamıştır. Mehmet Akif, İstiklal Marşı´nı kitabı Safahat´a niçin koydurmadığı sorulduğunda “O benim değil, milletimindir.” cevabını vermiştir.
İstiklal Marşı´nın bestelenmesi için yarışma düzenlenmiş, bu yarışmaya 24 besteci katılmıştır. 1924 yılında Ankara´da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat ÇAĞATAY´ın bestesini kabul etmiştir. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930´da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı Orkestrası Şefi Osman Zeki ÜNGÖR´ün hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe konmuştur.
Millî marşımız, milletimizin hiç değişmeyen bağımsızlık karakterinin yakın çağdaki büyük tezahürü olan ve Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde gerçekleştirilen Kurtuluş Savaşı içinden çıkmıştır. Millî marşımız, Türk milletinin “medeniyet denilen tek dişi kalmış bir canavar” tarafından yok edilme niyet ve teşebbüslerine karşı verilmiş bir kavganın içinden doğmuştur. Onun için adı “İstiklal Marşı”dır.
Mehmet Akif, son günlerinde, hasta yatağında yatarken kendisine İstiklal Marşı için “Acaba yeniden yazılsa daha iyi olmaz mı?” diye bir sual sorulmuş. Akif’in şu cevabı, bu marşın neyin destanı, neyin mahsulü olduğunu anlatacak bir vecizedir:
“O şiir bir daha yazılamaz, onu ben de yazamam; onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. Allah, bir daha bu millete bir İstiklal Marşı yazdırmasın.”
TÜPLÜ TELEVİZYON Çocukluk çağlarım en güzel yıllarımdı. Okula gidip gelir dersimizi yapar kardeşlerimle dışarı çıkar oyuna dalardık. Taki annem yemeğe çağırana kadar.O zamanlar televizyon sayılı kişilerin evinde vardı.Daha çok radyo vardı. Bizimde televizyonumuz yoktu. Bende televizyonu olan komşularımıza gider orada izlemek isterdim. Annem gitme insanları rahatsız etme derdi. Ama ben çocuk aklımla tuttururdum komşular sağolsunlar beni geri çevirmezlerdi. Akşam olana kadar televizyon izlerdim. Annem gelir beni zorla eve götürürdü. Arada sırada ananeme giderdik. Onun radyosu vardı. Arkası yarın piyesleri dinlerdi. bizde onunla birlikte dinlerdik. Yalnız anneannem radyosuna dokundurtmazdı. Radyosu çok kıymetliydi. Anneannem çok disiplinli bir kadındı. Bizim evde gürültü etmemize oyun oynamamıza kızardı. Biz de o yüzden çok uzun durmazdık anneannemde. Bir gün öğleden sonra okuldan eve gelince bir baktık ki babam televizyon almış. O kadar çok sevindik ki kardeşlerimle Çok mutlu oldum. Babam televizyonla birlikte bir de dolap almış. Televizyonu dolaba koydu. Önü camlı bir televizyon dolabı Birde kilitledi dolabı biz kurcalamayalım diye kilitlemiş. Babam bana bu televizyonu sana aldım. Artık komşulara gitme evimizde izle kızım, tamam mı dedi.? Bende tamam gitmem evde izlerim dedim. O gün çok mutlu olmuştum. İçim içime sığmıyordu. Kendimi değerli hissettim.Sevildiğimi hissettim. O günü hatırladıkça mutlu oluyorum. Yüzüme bir gülümseme geliveriyor hemen Keşke hep çocuk olarak kalabilseydim demekten kendimi alamıyorum. Reyhan Aydıner (ANI)